Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 



Opr.Dr.Melih Ömür

 

 

 

 

 

 

 

Baş Dönmesi ve Denge Bozuklukları

-Baş dönmesi ve dengesizlik kavramları nasıl tarif edilir?

-Denge sistemimizi sağlayan unsurlar nelerdir?

-Baş dönmesi ve dengesizlik yapan belli başlı hastalıklar?

-Araç Tutması Nedir? Korunmak İçin Ne Yapmalıyız?

MENİERE HASTALIĞI

-Meniere hastalığının sıklığı  nedir?

-Meniere hastalığın belirtileri nelerdir?

-Meniere hastalığın nedenleri nelerdir?

-Meniere hastalık nasıl teşhis edilir?

-Meniere hastalık nasıl tedavi edilir?

ARABA TUTMASINA KARŞI POSTUROGRAFİ

ARAÇ TUTMASINA KARŞI NE YAPABİLİRİM?

BİLGİSAYARLI DİNAMİK POSTUROGRAFİ’NİN
DENGE BOZUKLUĞUNDAKİ YERİ

-Baş dönmesi nedenleri nasıl teşhis edilir?

-Hedef hasta skalası nelerdir?

-Bilgisayarlı Dinamik Posturogafiyi nasıl kullanıyoruz?

DENGE HASTALIKLARI MERKEZİ GEREKLİ Mİ?

BAŞ DÖNMESİ NEDİR? DENİZ VEYA ARAÇ TUTMASI NEDİR?

Baş dönmesi ve dengesizlik kavramları nasıl tarif edilir?
Baş dönmesi ve dengesizlik iki farklı kavramdır. Çoğu zaman da farklı organların hastalanmasıyla birliktelik gösterirler. Vertigo kavramı daha çok baş dönmesini tarif etmek için kullanılır ve kişide gerçek bir rotasyonel dönmeyi (çevrenin ve/veya kişinin kendisinin dönmesini) betimler. Çok büyük çoğunlulukla iç kulak hastalıklarının neden olduğu bir durumdur.
Dizzines olarak tanımlanan kavram ise; kişinin ayağının altından yerin kayması, dengesizlik hissi, sarhoşvari his, teknedeymiş hissine neden olur. Çoğunlukla da beyin hastalıklarına, hormonal hastalıklara, dahili, boyun hastalıkları gibi nedenlere bağlı olarak gelişir. Vertigo denen gerçek baş dönmesi tarif edildiğinde genellikle bulantı ve kusma da vardır.

sayfabaşı

Denge sistemimizi sağlayan unsurlar nelerdir?
Denge sistemimizi sağlayan beş temel organa ihtiyacımız vardır. İç kulak (labirenter sistem); kişinin uzaydaki konfigürasyonunu, hareketin aksiyel ve vertikal planda boyutunu (aşağı-yukarı, ileri-geri) belirler. Gözler; vücudun çevreyle oryantasyonunu belirler. Eklem ve omurgada bulunan basınç reseptörleri; vücudun hangi noktasının zemine değdiği ve dokunma hakkındaki bilgileri toplar. Kaslarda ve boyundaki eklemlerde bulunan???? algılama reseptörleri; vücudun hangi parçasının hareket ettiğini gösterir. Merkezi sinir sistemi; diğer dört sistemden gelen bilgileri işler ve bunlar arasındaki entegrasyonu tamamlar.
Bu sistemlerin nasıl çalıştığı hakkında bir anektod olarak, Mevleviler’in sema ayini sırasında kendileri etrafında dönerken başlarının dönmemesini gösterebiliriz. Semazenler dönerken başlarına vertikal ekseni dik bir pozisyon vererek, horizontal (yatay) düzeydeki hareketi algılamazlar. Dolayısıyla bu eksende yapılan dönme eylemi onlarda baş dönmesi yapmaz. Ya da daha klasik bir örnek: Bir trende gazete okurken iç kulak, eklem ve omurgadaki basınç reseptörleri hareketi algılayacaklardır. Ancak gözler yazıya fikse olduğundan baş dönmesi oluşacaktır.

sayfabaşı

Baş dönmesi ve dengesizlik yapan belli başlı hastalıklar?
1- Kulağa bağlı nedenler: Tüm gerçek vertigoların % 70’inden sorumlu olan organdır. Meniere hastalığı, pozisyonel vertigo, kulağın akıntılı kronik hastalıkları, işitme kaybı ile giden kulak hastalıkları, viral bir enfeksiyon sonrası denge sinirinin etkilenmesine bağlı kulak hastalıkları, ileri derecede damar tıkanıklığı yaşayan insanlarda oluşan iç kulağa daha az kan gitme durumu, bazen spontan hiçbir nedene bağlı olmaksızın iç kulaktaki zarların yırtılmasına bağlı vertigo atakları oluşabilir.
2- Travmalar: Kafatasında meydana gelen, iç kulağı da zedeleyen bir kırık sonrasında aşırı kısıtlayıcı bir vertigo ile beraber bulantı ve kusma oluşabilir. Hasta başını en ufak şekilde oynatsa bile belirgin bir baş dönmesi atağı geçirebilir. Bu durumun düzelmesi haftalar, hatta ayları bulabilir. Bu olayda, yıllar sonra dahi özellikle pozisyon değişikliklerinde oluşan birkaç saniyelik şiddetli baş dönmeleri kalabilir.
3- Enfeksiyon: Özellikle şiddetli gribal enfeksiyonlar sonrası kulak kaynaklı baş dönmeleri meydana gelebilir. Daha ciddi enfeksiyonlarda, beyin zarının iltihaplanmasına neden olan durumlarda bulantı-kusma ile giden dengesizlik durumları oluşabilir.
4- Nörolojik hastalıklar: Multipl Skleroz, sifilis, çeşitli beyin tümörleri, Parkinson hastalığı vb. hastalıklar sinir sistemini etkileyerek dengenin bozulmasına neden olur.
5- Alerjik nedenler: Özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında, alerjik bünyeli insanlarda polen ve alerjik ortama bir cevap olarak vertigo atakları oluşabilir. Tedavide sadece antihistaminikler vermek yeterlidir.
6- Servikal nedenler: Aslında baş dönmelerinin büyük bir kısmı (özellikle pozisyonel olanları) boyun kaynaklı sanılsa da, çok ileri boyun fıtıkları haricinde baş dönmesi yapmazlar.

Denge sisteminizde hastalıkların hangi organa ait olduğunu anlamak için ne yapmalıyız?
Herşeyden önce baş dönmesi ve denge hastalıkları tıbbi açıdan bir ekip çalışması gerektirir. Çoğu zaman hastalığın birkaç organı tutan bir boyutu vardır. Bu konuyla ilgilenen merkezlerde birçok teknolojik aletten yararlanarak (odyometrik testler, elektronistagmografi, elektrokoklegrafi , elektroensefalografi, elektromyografi, kompüterize dinamik posturografi vb.) hastalığın yeri ve ismi konusunda net cevaplar almamız mümkündür. Nedeni belirledikten sonra ise etkene yönelik tedavi sağlanır.
Baş dönmesini azaltmak için önlemler mevcuttur ve hastalığın tipine göre değişiklik gösterir. Örneğin Meniere hastası olan bir kişinin stresli ortamlardan, alkolden, kafeinden, aşırı tuzlu yiyeceklerden uzak durması gerekir. ??????Benin Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV)’su olan bir hastanın ani baş hareketlerinden (özellikle uçurum kenarı, balkon kenarı...) kaçınması gerekir. Belki de en önemli tavsiye; baş dönmesi olduğunda araba kullanmak, tehlikeli bir alet kullanmak ya da dikkat isteyen bir iş yapmak gibi eylemlerden uzak durmaktır.

sayfabaşı

Araç Tutması Nedir? Korunmak İçin Ne Yapmalıyız?

Halk dilinde “hareket hastalığı,” tıp dilinde ise “motion entolorans” olarak anılır. Bu, kişinin kendi denge referanslarını hareketli bir ortama uyarlayıp, ortamın değişmesi durumunda meydana gelen kompansasyonu yapma yetersizliğidir. Her zaman patolojik bir durum olarak kabul edilmez. Fizyolojik dizziness nedenlerinden biridir. Bu rahatsızlıkların çoğu yolculuk bittikten sonra geçer. Uzun süren durumlarda birtakım anti-vertiginöz ilaçlar alınabilir. Bu grup hastalık içinde ilginç bir fenomen; Mal De Debarquement Sendromu’dur. Bu hastalıkta, uzun gemi seyahatlarından sonra kişi karaya ayak bastığında aylarca kendini gemideymiş gibi ve dengesiz hisseder. Ancak gemiye tekrar bindiğinde baş dönmesi ve dengesizlik kaybolur. Bu rahatsızlığın tedavisinde vestübiler rehabilitasyon ve Salance Master Rehabilitation’den (Posturografi) yararlanılmaktadır.

MENİERE HASTALIĞI

Meniere hastalığı ilk kez Fransız doktor Proper Meniere tarafından 1861 yılında tanımlanmıştır. Vertigo (baş dönmesi), kulakta dolgunluk hissi, çınlama ve işitme kayıplarıyla ortaya çıkan bir iç kulak hastalığıdır. İç kulağın endolenfatik sistemde oluşan sıvı basıncı nedeniyle oluşan bu hastalık, sadece kulak kemiğinin kadavra üzerindeki bulguları ile ispatlanabilmektedir.

sayfabaşı

Meniere hastalığının sıklığı  nedir?
Toplumda rastlanma sıklığı % 0.2’dir. Hastaların yaklaşık üçte ikisinde patoloji tek kulakta sınırlı kalsa da, üçte birinde iki taraflıdır. En sık 30-60 yaşlarında görülür. Ailevi yatkınlık vardır. Erkeklerde görülme sıklığı daha fazladır.

Meniere hastalığın belirtileri nelerdir?
Meniere hastalığının belirtileri; episodik (tekrarlayan) rotasyonel ventigo atakları (dairesel savrulma şeklinde bir hareket), işitme kaybı (hastalığın ileriki dönemlerinde işitmenin giderek azalması), kulakta çoğu zaman sabit bir ses şeklinde duyulan çınlama ve etkilenen kulakta basınç hissi.
En çok rahatsızlık veren şikayet baş dönmesidir. Ataklar süresi değişmekle beraber yarım ile bir saat devam eder. O dönemde hastada bir panik, soğuk terleme, çarpıntı, bulantı ve kusma, yattığı yerden kalkamama hali, başını sabit hale getirme ihtiyacı belirir. Herhangi bir hareket yokken, hastanın çevrenin döndüğü ile ilgili duyumu oluşur. Hasta uykudan baş dönmesiyle kalktığını ifade edebilir. Ataklar arasındaki dengesizlik birkaç gün sürer.
İlerleme gösteren dalgalı sinirsel tipte bir işitme kaybı vardır. Özellikle düşük frekanslarda ortaya çıkar. Bu, erken dönemlerde atakların hemen öncesinde ve sonrasında olur. Ardından normale öner. Geç dönemde atak sonrasında normale dönmesi gecikir. Zamanla kalıcı hale gelir.
Çınlamanın şiddetindeki artış, atağın ilk belirtisi olabilir. Erken dönemde gelip geçicidir. Ancak ileri dönemde kalıcıdır. Hastaların büyük kısmı gürültüye karşı toleransını kaybetmiş haldedir.

sayfabaşı

Meniere hastalığın nedenleri nelerdir?
Hastalığın nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Ancak iç kulaktaki denge sıvısının (endolenf)içeriğinde ve akımın düzenlenmesinde bozukluk vardır. Endolenfatik kanal ve kese, beyin omurilik sıvısındaki basınç değişikliklerini iç kulağa yansıtır. Ancak kafa içindeki basınçta sabit bir değişim (öksürme ya da yatar pozisyondan oturur pozisyona geçme gibi), iç kulakta dolaşan endolenf ve perilenf sıvılarında aynı oranda etkiye sahip olduğundan, iç kulak etkilenmez.
Bu hastalığın teşhisi konusundaki zorluk; hastanın yaşadıklarını tam ifade edememesinden, hastalığın çok fazla varyasyonu olmasından, yapılacak testlerin rutin testler olmamasından kaynaklanmaktadır. Teşhis için en değerli araç hasta ile doktor arasında semptomlar hakkında ortak bir dilin kullanılması ve çok detaylı bir hastalık hikâyesi alınmasıdır. Etyolojiye yönelik çok değerli bilgiler bu aşamada alınır. Geçirilmiş sifilis, kabakulak enfeksiyonları, otoinmün ya da bağışıklık sistemini ilgilendiren bir hastalığın olması, alerji ve geçmişte bir kulak ameliyatının geçirilmiş olması, sebebe yönelik ipuçları toplamamızı sağlar. Hastanın genel alanda, örneğin bir diabet ya da tiroit hastalığının olması tedavide etkileyebileceğimiz alanı genişletecektir.

sayfabaşı

Meniere hastalık nasıl teşhis edilir?
Teşhis yollarında elimizde son dönemlerde hayli komplike ancak bir o kadar da neticeler veren testler bulunmaktadır. Bunların başında işitme testleri gelmektedir. Hastalıkta işitme kaybı ilk önce günlük konuşma frekanslarında iken, zamanla hem yüksek frekansta (tiz sesler) hem de konuşmayı ayırt etme (SRT) eşiğinde düşmekle görülür. Diğer test ECOG (eloktokoklegrafi) ise iç kulak sıvısındaki basıncı gösterebilir. Büyük bir oranda kişinin ileride bir Meniere hastası olup olmayacağı ile ilgili tahmin ?????yapmamanızı sağlar. En değerli test ENG (elektonistagmografi) ise denge fonksiyonlarını araştırır. Karanlık bir odada ya da bir video-maske ile yapılan bu test, kulakların hem pozisyonel hem de hava veya sıvıyla uyarılıp, gözde oluşan istemsiz hareketleri kaydetme (Vestibülo-oküler refleks) prensibine dayanır. Bu test sayesinde hastalığın değişik evrelerinde iç kulağın denge rezervleri konusunda bilgi ediniriz.
Bu testler dışında, teşhis yollarında kullandığımız ancak spesifik çalışan dünyadaki belli merkezlerin teknik olanaklarından da yararlanabiliriz (Kompüterize Dinamik Posturografi , rotasyonel chair test gibi). Bazen Meniere hastalığı ile aynı semptomları veren çok nadir beyin tümörlerinden şüphelenildiğinde MRI ve CT yapılabilir.

sayfabaşı

Meniere hastalık nasıl tedavi edilir?
Meniere hastalığı ilaç tedavisi ve belli yaşam tarzı değişiklikleriyle ömrün sonuna kadar %90 oranında kontrol altında tutulur. Hastalar fiziksel ya da emosyonel stresi en aza inmiş bir yaşam tarzının yanında, düşük tuz diyetiyle beslenmelidir. Hayvansal yağ içeriği az olan besinleri tüketmek ve kafein, alkol, sigara gibi iç kulakta sıvı basıncını arttırdığı düşünülen içeceklerden uzak durmak gerekir. İlaç tedavisi olarak anti-vertijinöz ilaçlar, diüretikler, benzodiazepin türü ilaçlar kullanılmaktadır. Bulantı ve kusma olduğunda bunlara ait ilaçların alınması yeterli olabilir. Çoğu zaman psikolojik kompenentin kontrol edilmesi için bir anksioltik eklenmelidir. Bir çınlaması olan hastalarda daha ön planda düşünülmelidir.
Hastalığın cerrahi tedaviye ihtiyaç gösteren kısmı sadece % 5-9’luk bir hasta grubudur. Bunun da çeşitli tedavi protokolleri mevcuttur. İşitmeyi gözden çıkarmayı ya da riske etmeyi düşündüğümüz vakalarda labirentoktomi yapılabilir. Endolonfatik şant veya kese ameliyatlarında vertigoyu kontrol altına alma şansı % 5-70 arasında olup, işitme büyük oranda korunur. Selektif vesibüler nörektomilerde vertigo kontrolü % 80-90 oranındadır ve işitme kaybı riski en az düzeydedir. Ancak bu, morbititesi (ameliyat sonrası hastanede kalış süresi) en fazla olan operasyon grubudur. Son dönemlerde yeni bir teknik olarak hem ofis şartlarında uygulanabilen hem de vertigo kontrolü en az kese ameliyatları kadar başarılı olan intratimpanik (Kulak zarı arkasına) Gentamisin/kortizon prosedürleri yapılmaktadır. Bu işlemlerde (özellikle gentamisin) her zaman, çok az da olsa işitmenin total olarak kaybedilme riski vardır.
Meniere hastası olan kişilerin bir kısmı önce kafa basıncının artışından, çınlama şiddetinden, işitmedeki dalgalanmalardan krizin geleceğini hissedebilir ve nispeten kontrollü bir atak geçirirler. Ancak geri kalan hasta grubunda vertigo ani geldiğinden, bu tür hastaların özellikle taşıt kullanmaları sakıncalıdır. Aksi takdirde kişi hem kendisi hem de diğerleri için tehlikeli ve hasar verici olabilir.
Meniere hastalığında, hastalığın evresine göre tam bir şifa olmamasına rağmen hemen tüm vakalarda uygun prosedürlerle vertigo kontrol altına alınabilir.

sayfabaşı

ARABA TUTMASINA KARŞI POSTUROGRAFİ

   Araba tutması veya gemi vs.gibi araç tutması hemen hemen hepimizin yaşamımızda mutlaka birkaç kez yaşadığımız tatsız bir duygudur.Bazılarımız için bu duygu bir kabusa dönüşebilir,çünkü  bir mavi yolculuk sırasında veya bir dağ tatilinde virajlı yollarda çok şiddetli bulantı ve kusmalarla tatilimizi zehir edebilir.
Yabancıların ’motion sickness disease’ dedikleri bu hastalık nedir? Nasıl oluşur? Neden bazılarımız araçların içinde başka insanların olduğundan daha fazla rahatsız olur? İşte bu yazımızda bunların cevaplarını vereceğiz.
İnsanoğlunun denge sistemi gerçek bir doğa mucizesidir. İnsanoğlunun uzaydaki yerini koordinatlarıyla noktasal belirleyip vucudun istenmeyen duruma düşmesini engellemek için düzenlenmiş bir mühendislik harikasıdır.
Bu sistemin orkestra şefliğini beyincik üstlenmiştir.Bir çok olayı da otomatik pilota bağlamıştır.Beyincik kontrolu elinde tutabilmek için ihtiyacı olan bilgileri üç çevre organdan toplar.Bunlar gözden gelen bilgiler, ayak tabanındaki sinir uçlarından gelen bilgiler ve iç kulaktaki salyangozun komşusu olan vestibül denilen yarım daire kanallarından gelen bilgilerdir. Tabii ki bu bilgiler arasında en değerlileri 24 saat çalışan iç kulaktan gelenlerdir.Uyku sırasında bile iç kulak sadık bir bekçi gibi beyini uyandırmadan tehlikeleri takip eder ve tehlike anında beyine alarm vererek bizi uyandırır.
Denge konusunda en önemli göreve sahip olan vestibül uzaydaki üç düzlemden gelen bilgileri değerlendiren üç yarım daire kanalından oluşmuştur. Yarım daire kanallarının içinde endolenf ve perilenf denilen sıvılar vardır. Bu bölgelerdeki denge duyusunu  sinir uçları, bunların üzerinde ki bir jel ve jelin içinde  uzaydaki hareketlere göre yer değiştiren kristaller (otolitler) vardır.
Dalgalı bir denizde sallanan savaş gemisinden atılan topun hedefini bulmasını sağlayan jiroskop gibi her iki kulaktan gelen bilgiler kafamızın ve vucudumuzun hep dengeli hareket etmesini sağlar. Araç tutması dediğimiz durum işte iç kulaktaki bu denge organının hassasiyeti ile ilgilidir.

Vucut dengesi beş temel sistem tarafından sağlanmaktadır.

İç kulaktaki labirenter sistem; Vucudun uzaydaki konumunu , vucut hareketinin aşağı-yukarı,ileri-geri planda olduğunu belirler.
Gözler; vucudun çevre ile uyumunu kontrol eder.
Eklem ve omurgada bulunan basınç reseptörleri; dokunma ile ilgili bilgileri ve vucudumuzun hangi kısmının yere değdiğini bildirir.
Kaslarda ve boyundaki algılama resptörleri; vucudun hangi parçasının hareket ettiğini gösterir.
Merkezi sinir sistemi; yukarda saydığımız 4 sistemden gelen bilgileri toplar , değerlendirir ve bunlar arasındaki koordinasyonu sağlar.

Taşıt tutmasının bulguları ve baş dönmesi, merkezi sinir sistemine diğer dört sistemden birbirine zıt mesajlar geldiğinde ortaya çıkmaktadır.Örnek olarak bir arabanın arka koltuğunda  kitap okuduğunuzu yada uçak seyahatiniz sırasında bir hava boşluğuna girdiğinizi düşünün. İç kulağınız ve deri reseptörleriniz yolculuğun hareketini algılayacaktır. Ancak gözleriniz sadece kitabı veya uçağın içini gördüğünden beyniniz birbiriyle uyuşmayan mesajlar alacak ve bu nedenle baş dönmeniz olacaktır ki işte taşıt tutması dediğimiz olay da budur.

 

Hareket hastalığının belirtileri fizyolojik bir bozukluktan meydana gelmediğinden yolculuklarda araç tutması şikayetleri olursa bir takım önlemlerle  rahat etmeniz mümkündür.

sayfabaşı

ARAÇ TUTMASINA KARŞI NE YAPABİLİRİM?

  1. Ani pozisyon değişikliklerinden, aşırı kafa hareketlerinden kaçının. Örnek olarak yatar durumdan aniden ayağa kalkmayın veya bir taraftan diğerine ani olarak dönmeyin.
  2. Mümkünse  vücudunuzun hareketinin iç kulağınız ve gözleriniz tarafından aynı şekilde algılanabileceği bir yerde oturun. Örnek olarak arabanın ön tarafında oturarak uzak mesafelere bakmaya çalışın veya gemi güvertesine çıkıp ufka bakabilirsiniz,uçakta ise en iyisi cam kenarına oturup dışarıyı seyretmektir,
  3. Araba veya toplu taşıma araçlarında kitap okumayın yada zıt yöndeki koltuklara oturmayın,
  4. Yolculuğa çıkmadan veya yolculuk sırasında keskin kokulardan, baharatlı ve yağlı yiyeceklerden uzak durun,
  5. Doktorunuzun tavsiye ettiği ilaçlardan birini yolculuğunuzdan önce mutlaka alın, bu tür ilaçlar hap ,fitil ve bazıları kulak arkasına yapıştırılabilen bantlar şeklindedir.
  6. Sigara,kahve ve tuz gibi dolaşımı bozacak ürünlerinin kullanımını azaltın,
  7. Baş dönmenize neden olan stresden, sinirlilikden uzak durun,
  8. Baş dönmeniz olduğunda motosiklet ve araba kullanmaktan veya merdiven tırmanmak gibi zarar verebilecek aktivitelerden uzak durun.

 

Baş dönmesi ve araç tutması olaylarının büyük bir kısmı hafif seyreder ve kendi kendine düzelir. Ancak gittikçe artan şikayetleriniz varsa yada süre uzamışsa bir Kulak Burun Boğaz Hast.Uzmanına  görünmeniz tanının doğru olarak konması ve  tedavinizin düzenlenmesi açısından çok faydalı olacaktır.

Tanı için  sinir sistemiyle ilgili bazı testler yapılabilir. İç kulak hem işitme hem de dengeyle ilgili olduğu için dengedeki bir bozulma sonrası işitme testi (odiogram)de istenebilir. Bazı durumlarda kafanızın röntgeni, tomografisi veya manyetik rezonans ile görüntülenmesi veya iç kulağınızı uyarmak için kullanılan sıcak ve soğuk su veya hava ile yapılan sonra göz hareketlerinizi izleyecek bir test (elektronistagmografi - ENG) istenebilir.
Bu hastalık geçici olup  önemli sonuçlara yol açmaz. Ancak kişiyi gerçekten çok rahatsız eden ve kısıtlayan bir durumdur.
Bu rahatsızlığın tedavisinde vestibüler rehabilitasyon ve  posturografi'den yararlanılmaktadır.
Posturografi, Komputerize dinamik posturografi (CDP), çeşitli uyaranların denge merkezine yaptığı etkiyi ve bu uyaranlarla dengenin sağlanması arasındaki ilişkiyi ortaya koyar.
CDP, bilgisayar ile kontrol edilen ve hastanın üzerine bastığı hareketli bir platform ile hastanın arkasını tamamıyla kaplayan hareketli ve hastanın bütün görme alanını dolduran bir geri plan platformundan yapılmıştır. Ayakların dayandığı platform ve hastanın arka tarafındaki platformun her ikisi de istenilen ölçüde eğilme hareketleri yapabilir. Klinik olarak CDP  iki şekilde yapılır:

Birinci grup testlerde platform hareketli olup hastada nörolojik, ortopedik bir hastalık olup olmadığı ya da bu hastalıkların hastanın dengesine etkileri değerlendirilmiş olur.
İkinci grup 6 testten oluşur. İlk 3 ünde platform sabit son üçünde ise hareketlidir.Bunların sonucunda ise hastada denge sistemiyle ilgili sorunların olup olmadığı araştırılır.

sayfabaşı

BİLGİSAYARLI DİNAMİK POSTUROGRAFİ’NİN
DENGE BOZUKLUĞUNDAKİ YERİ

Baş dönmesi nedenleri nasıl teşhis edilir?
Baş dönmesi ve denge bozukluğu, insanları % 70 oranında tüm yaşamları boyunca değişik şiddette en az bir kere hekime başvurma noktasına getirmiştir. Peki bu hastalar bu yakınmalarının teşhisinden ve dolayısıyla tedavisinden ne kadar tatmin olmuşlardır?
Bu hastalıklar grubu birçok organ ve sistemden kaynaklanabileceği için, en başta hastaların ilk seferde doğru uzmanla karşılaşmama problemi vardır. Bu tür hastalar değişik dallardaki uzmanlar tarafından değerlendirilmekte ve çoğu zaman hasta kendisinin hangi kategoriye girdiğini anlayamamaktadır. Hastalar kendilerini sahiplenmemiş hissetmektedir. Bu duruma değişik branştaki doktorların birbiriyle iletişime geçmemesinin de katkısı vardır.
Elektronistagmografi (ENG) ve vestibüler (iç kulak ile ilgili) testlerin, denge bozukluğu olan hastaların izlenmesinde sınırlı ölçüde yeri vardır. Çevresel disorientasyon ve denge bozukluğuna sebep olan vestibüler ile santral hastalıkları olan kişilerin fonksiyonel kapasitelerinin değerlendirilmesinde ek desteğe ihtiyaç vardır.
1971 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde uzaya gidecek astronotların denge sistemlerini kontrol etmeye, uzaydan döndükten sonra da onların yer çekimine uyum sağlamalarına yarayan teknolojik bir alet geliştirildi. Bu cihaz birkaç yıl sonra denge problemlerinin hangi organda olduğunu teşhis etmek ve bu hastaları rehabilite etmek için kullanılmaya başlandı. Günümüzde halen dünyanın belli yerlerinde kurulan denge rehabilitasyon merkezlerinde çok amaçlı olarak kullanılmaktadır.

Hedef hasta skalası nelerdir?
1- İç kulak hastalıklarına bağlı baş dönmesi ve dengesizlikler
2- Kafa travmaları (örn.; motorla araç kazaları sonrası)
3- Serebellar (Beyincik hastalıkları)
4- Stoke (daha çok yaşlı hastalarda görülen inme)
5- Multipl Skleroz
6- Parkinson Hastalığı
7- Serebral Palsy (Doğumsal beyin hastaları)
8- Periferik Nöropatiler
9- Şeker hastalığına bağlı denge bozukluğu
10- Boyun hastalıklarına bağlı baş dönmeleri (Boyun kireçlenmesi, fıtık vb.)
11- Yaşlı ve sık sık düşen hastalar.

sayfabaşı

Bilgisayarlı Dinamik Posturogafiyi nasıl kullanıyoruz?
Çoğu iç kulak kaynaklı baş dönmeleri ve denge kaybı yapan hastalıklar, hastalığın kriz ya da akut döneminde ilaç tedavisi veya cerrahi olarak kontrol altına alınabilir. Ancak bu hastalarda kriz dönemleri arasında oluşan dengesizlik problemleri devam eder. Bu noktada hastalar Bilgisayarlı Dinamik Posturografi ile 6 ya da 7 haftalık dönemlerde, haftada en az iki seans olmak üzere rehabilite edilir. Özellikle Motion Entoloren denen araç tutması hastalığı olanlarda çok etkili bir tedavi yöntemidir.
CDP tedavisinden yarar gören bir başka hastalık grubu ise Multipl Skleroz ve Parkinson hastalarıdır. Bu hastalarda mevcut patoloinin beyindeki denge merkezlerini tutmasına bağlı dengesizlik problemleri olur. Parkinson hastalarında bu durum için yapılan operasyonların başarısının ölçülmesinde ve gerekse operasyon sonrası rehabilitasyonda çok etkin olarak kullanılmaktadır.
ABD’de her yıl hastanelerin acil servislerine 1.000.000 kişi kafa travması nedeniyle başvurmakta, bunlardan ciddi kafa travması geçirenler 5 yıla yakın bir zamana kadar şiddeti giderek azalan oranda denge problemleri ile karşılaşmaktadır. Bir kısmında da kalıcı denge kusurları oluşmaktadır. Dengesizlik ya da dizzines, trafik kazası geçirenler arasındaki en sık bulgudur. Bu tür hastalar gecikmeden Posturografi ile rehabilite edilirse, hem ileriye dönük kalıcı kusurların kalmaması hem de hastanın çok yakın zamanda sosyal yaşama ayak uydurması sağlanabilir.
Stroke diye bilinen inme (Ani damar tıkanıklıklarına bağlı felçler) hastaları ortalama her yıl 700.000 kişi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tür hastalıklar günlük yaşamı en çok etkileyen denge bozukluklarıdır. Bu amaçla yılda 40 milyar dolarlık tıbbi destek harcaması yapılmaktadır.
Özellikle yaşlılığa bağlı olarak, bazı kişilerde vücudun dengesini sağlayan merkezlerin dejeneratif olarak yıpranmasına bağlı aksaklıklar görülür. Bu tür yaşlı hastalar denge bozuklukları yüzünden birçok ortopedik ve zaman zaman da hayati travmalara uğrarlar. Bu kişiler için bu durum çoğu zaman yatağa bağımlılık demektir. İşte dengesizlik yönündeki problemleri aşmada posturografi “altın standart” olarak kullanılmaktadır.
Dünyada baş dönmesi ve denge bozukluğundan muzdarip olanlar birtakım fun kulüpler ve sivil toplum örgütleri kurma noktasına gelmişlerdir. Bu ihtiyacı belirleyen en önemli neden, bu hastalık grubunun kişiyi sosyal yaşamdan soyutlaması ve mesleki uğraşında başarısızlığa sürüklemesidir. Özellikle yaşlı hastalarda denge bozukluğu nedeniyle oluşan travmalar hayatı tehdit eden noktalara kadar gitmektedir. İşte bu aşamada son 10 yıldır geliştirilen posturografi tekniği, denge bozukluklarının teşhisinde (hastalığın hangi sistemde olduğu) ve bu hastaların denge rehabilitasyonunda çığır açmıştır.

sayfabaşı

DENGE HASTALIKLARI MERKEZİ GEREKLİ Mİ?

 Uzun süre bakıma ihtiyaç duyan yaşlı hastalar için toplumların büyük harcamalar yaptığını biliyoruz. Yeni teşhis ve rehabilitasyon teknolojisinin kullanılmaya başlanmasıyla, denge bozukluğu olan bu hastaların teşhis ve rehabilitasyonunda yeni bazı olanaklar yaratılmıştır. Bu grupta ne kadar çok hasta olduğunu ve onlara ne kadar masraf yapıldığını anlamak için bir araştırma yaptık.

1- Başdönmesi - Denge bozukluğu
ABD’de muayene olan 11 milyon hastadan % 5-10’unun başlangıç şikayeti denge bozukluğu olarak saptanmıştır. 65 yaşına kadar olan dönemdeki (dizziness denen) denge bozukluğu şikayetinin, baş ağrısı ve sırt ağrısından 10 kat kadar fazla olduğu bulunmuştur. 40 yaşın üzerindeki insanlar ise % 40 oranında, tüm yaşamları boyunca en az bir kere denge problemi ile karşılaşmıştır.
2- Felç
Her yıl 400 bin yeni felç kurbanıyla karşılaşılmaktadır. Hayatta kalanların 2/3’ünde kalıcı arazlar ve hasarlar görülmektedir. Şu anda ABD’de 1.8 milyon felç hastası vardır. Felçli hastalarda sıklıkla önemli denge problemleri bulunmaktadır.
3- Kafa travmaları
Her yıl Amerika’da 15 ile 24 yaş arasında 450 bin kişi kafa travması geçirmektedir. Bunların çoğu iki gün kadar hastanede kalmakta, nörolojik olarak “tamamen normal” denmesine karşın hastaların % 79’unda en az 3 ay süren baş ağrısı, denge bozukluğu ve hafıza sorunları görülmektedir.
4- Parkinson, Multipl Skleroz gibi nörolojik hastalıklar
1987 yılında ABD’de yapılan istatistiki bir çalışmaya göre, belli başlı nörolojik sorunların yılda 114 milyon dolarlık ekonomik zarara yol açtığı anlaşılmıştır. Ayrıca bu kişilerin iş gücü kayıplarının, hastalığın verdiği maddi zarardan çok daha fazla maddi zarara neden olduğu da saptanmıştır.
5- Yaşlı ve düşen hastalar
Her yıl 65 yaş ve üzerindeki hastaların % 30-50’si düşerler. Düşmeler ileri yaştaki hastalarda yaralanmalara yol açar. Bu düşmelerin % 5’i kırıklara neden olur. ABD’de yılda bu nedenle 200 bin kaburga kırığı bildirilmiştir. Bu kırıklar yaşlı hastaların yarısında tekrar eder. Diabet, Parkinson gibi durumlar bu hastaların düşmesine neden olurken, tüm araştırmalara rağmen birçok hastanın düşme nedeni bulunamaz. Dengesizlik, uygun tedavi ve teşhis için farklı uzmanların konsültasyonunu gerektirir. Hastayı bu gibi düşmeler ve dengesizlikler yatağa bağlar ve uzun süreli olabilir. Çoğu sigorta şirketi bu hastaları için ekstra poliçeler ister.

Denge ve hareket bozukluğu hastalıklarının teşhis ve tedavisi günümüz teknolojisine rağmen niçin bu kadar zor olmaktadır?
Sorun, dengeyi sağlayan unsurlardan duyusal (görsel, iç kulak ile ilgili, algısal) ve motor sistemlerin birbirleriyle etkileşim ve koordinasyon içinde çalışmasından, ayrıca birçok organı ilgilendirmesinden kaynaklanmaktadır.
İnsandaki denge sistemi çok karmaşıktır. Birçok organın birbiriyle etkileşim ve uyumunun sağlanması gerekir.
Hâlâ çoğu uzman ve klinik, denge bozukluklarının tanı ve tedavisinde geleneksel yöntemleri kullanır. Tanıya yönelik bu testler çoğunlukla tek bir organla ilgili bulgular verir. Bu klinik sonuçların çoğu, denge hastalıklarının tanısına ya da tedavisine önemli bir katkı sağlamaz. Sorun sadece sistemlerden birini değil aynı zamanda beyin gibi diğer sistemleri de etkileyebilir. Klasik klinik yaklaşımlar, denge ve hareket kontrolünü sağlayan entegrasyonu sistematik olarak ilişkilendiremez. Dolayısıyla bu tür hastalıklarda sorun tespit edilemez. Hekim kendine soru sormaya başlar. Acaba hasta beni yanlış mı yönlendiriyor? Acaba hastanın kendini iyi hissetmesi için ya da semptomları baskılaması için baş dönmesi ilacı ya da trankilizan verilmeli miydi? Aynı şekilde hastada da benzeri sorular belirmeye başlar: Bu doktor benim problemimi anlamıyor! Ya da daha kötüsü, bu doktor benim hastalığımı atlayacak mı?!
Kronik denge hastalıklarının büyük çoğunluğunun düzeltilmesi mümkündür. Rehabilitasyon dediğimiz bu düzeltme işlemi kişinin eksiklerini yerine koymasına ve kompanse etmesine olanak tanır.
Ancak denge bozukluğu olan hastaların tam tedavisi çok karmaşık ve değişik branş uzmanlarının konsültasyonunu gerektirdiğinden bir denge merkezi düşüncesi doğmuştur.
Bir denge merkezi düşüncesinde en önemlisi, çeşitli branşlardan baş dönmesi ve denge hastalıkları konusunda eğitim almış ya da bu konuda tecrübesi olan uzmanlarla çalışmaktır. Bu ekip kulak-burun-boğaz (nörotolaji), nöroloji, nöroşirurji, odyoloji, psikiyatri, fizik tedavi, aile hekimi branşlarında uzmanlardan oluşur. Bu elemanların hepsinin, denge bozukluğu olan bir hastanın tanı ve tedavisinde deneyimli olması gerekir.
Denge merkezi düşüncesi bu sorunları çözmek için farklı bir örnektir. Denge problemi olan tüm hastaların ele alınışı; teşhisleri ne olursa olsun hastayı ilk gören hekimden diğer hekime konsültasyon istenmesi şeklinde, hastanın denge hastalıklarında uzman olan hekimlerden kurulu bir ekip tarafından karşılanması temeline dayanır. Bu sistemle bu ekip giderek daha çok baş dönmeli hasta görür. Bu çalışma şekli, ekibe daha deneyim kazandırır ve feed back kullanır hale getirir. Aile hekimi, baş dönmesi hastalığı yapan hastalık ne olursa olsun hastayı denge merkezine gönderir. Dolayısıyla KBB hekimine (nörotoloğa), nörolog psikiyatriste, ortopedist, fizik tedavi uzmanına birlikte bilgi vererek hastaya daha hızlı, daha ucuz, daha etkin bir hizmet sunulmuş olur.
Denge merkezleri sistemi topluma anlatılmalı ve geliştirilmelidir.
Dengesizlik ve düşmenin önlenmesi konusunda konuşmalar yapılmalı, destek grupları oluşturulmalıdır.
Sonuçta baş dönmesi ve denge bozukluğu olan hastaların tedavisi için gerçek bir denge merkezine ihtiyaç vardır. Multidisipliner denge merkezi bu hastaların ihtiyaçlarına cevap vermek için ideal yerdir.

sayfabaşı